Eyvah Çocuğum Otizm!

Bir anne babanın hayatı, annenin hamile kalmasıyla başlar. Hamilelik ile birlikte ultrasonda görülen karartı neticesinde anne ve baba için heyecanın yanında endişe de başlar. Bebeğimiz sağlıklı olacak mı acaba? Bir sorun çıkacak mı?

İyi bir anne baba olabilecek miyiz? Bebeğimize iyi bakabilecek miyiz? İş hayatımız nasıl etkilenecek? Eşim ile ilişkimiz ne olacak gibi kendilerini bir sürü soru yumağının içinde bulurlar. Her anne baba için, bu süreç farklı bir anlam taşır. Hamilelik boyunca bebeğin anne karnında gelişimini izlemek, adım adım her ay bir sorun çıkmasın diye dua etmek, her doktora gidişte bir sorun çıkar mı diye kaygı duymak ve her muayene çıkışında bir sorun çıkmadığı için mutlu olmak… Bütün bu duygu karmaşalarını yaşamak…

Hamilelik, bebeğin aydan aya gelişimi, nelerin yapılıp yapılmaması gerektiği gibi konularda ne kadar bilgi sahibi olunursa olunsun anne ve babanın, bu sürece hâkim olamadığı bir durumdur. Şimdiye dek yabancı oldukları bu durum, hem heyecanlı hem de endişe verici olmaktadır.

Çocuğun nasıl bir şey olduğu, kime benzediği, neyi sevip neyi sevmeyeceği konusunda anne babanın hiçbir fikri yoktur. Yeni doğacak bebekleri onlar için bir yabancıdır aslında. Üstelik doğumdan sonra da anne baba bunların yanıtını bulamaz. Bebek doğduktan sonra ona hayaller, korkuları, beklentileri ile yaklaşırlar.

Bir taraftan da bilinçaltında bebeğin beklentilerinden farklı olabileceği kaygısını oluştururlar. Dokuz ay boyunca anne baba başka bir canlının sorumluluğunu üstleneceği rollerinin alt yapısını oluşturmaya çalışırlar. Aldıkları eğitim, okudukları kitaplar, araştırmalar, çevredeki kişilerden edindikleri deneyimler ile etkili bir anne baba olabilmek adına her yönüyle kendilerini hazırlamaya çalışırlar.

Ve çocuk doğar… Artık bebeklerini kucaklarına almaya hazırdırlar. Dokuz ay boyunca bebeklerini kucaklarına almak için sabırsızlanan anne baba, bir anda çok farklı bir çocukla karşılaşırlar. Öğrendikleri hiçbir bilgiyi çocukları için kullanamazlar. Her şey bir anda ters yüz olur. Çünkü onların çocukları diğerlerinden çok farklıdır, yaşıtları gibi değildir. Yeni bir dünyanın anahtarı onlara verilmiş gibi her şeye sil baştan başlarlar.

Otistik bir çocuğa sahip anne babanın ağzından dökülen duygu yüklü cümleler durumu çok güzel özetliyor aslında.

Eğer otizm tanısı koyulmuş bir çocuğun annesi isen kaygı en büyük yarenindir. Yavrunla birlikte karanlık bir kuyudasındır artık ve çırpınır durursun bir ışık bulmak için. Fakat otistik bir çocuğa sahipsen artık kaygının esirisin demektir.

Nasıl olacak? Nasıl büyüyecek? Konuşabilecek mi? Söyleneni anlayabilecek mi? Okuyup yazabilecek mi? Okuyup yazabilecek mi? Arkadaşı olacak mı? Çocuklarla oyun oynayabilecek mi? Yabancılardan korkmadan onlarla iletişim kurabilecek mi? Güzel bir roman okumanın tadına varabilecek mi?

Arkadaşlarıyla birlikte gezip eğlenebilecek mi? Maça gidebilecek mi? Oradaki kalabalıktan, gürültüden ürkmeden, coşkuyla izleyebilecek mi bir maçı? Ya da bir takımın taraftarı olabilecek mi?

Benimle birlikte sinemaya, tiyatroya gidecek mi? İzlediğini anlama ve yorumlama kapasitesine sahip olabilecek mi? Sevecek mi? Sevilecek mi? Oğluma ne olacak? Nasıl bir süreç bekliyor bizi? Manen ve madden yetebilecek miyim yavruma? Kim sever onu, kim korur kollar benim gibi? Daha buna benzer milyonlarca soru savaşır durur beyninin içinde. Otistik bir çocuğun varsa eğer kimseye emanet edip birkaç saat onsuz kalmak istemezsin. Çünkü geçen her dakika çok kıymetlidir. Sürekli bir şeyler öğretmek istersin.

Akşam olup çocuğunu yatırınca günün muhasebesini yaparsın. Ben yeni bir şey öğretebildim mi? Neredeyiz? Ne durumdayız? Yaşıtlarını yakalayabilmesi için daha fazla ne yapabilirim, çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim diye düşünür, okur, araştırırsın…

Kaygılanmadan geleceğe dair bir hayal bile kuramayacağın kadar ağır bir sınavdan geçersin. Çok zor bir yolculuktur bu ve yol arkadaşın canındır ama umut hep vardır. Olmazsa zaten insan nasıl tahammül edebilir.

“Otizmde en önemli adım, öncelikle ailelerin bu durumu kabul etmesi olacaktır.

OTİZM…İlk defa duyuyorlar bu kelimeyi. Kelimeyi ezberleyene ve söyleyene kadar bile bayağı bir süre geçiyor. Ne demek otizm, otizm ne kadar sürecektir, tedavisi var mıdır, çocukları diğer çocuklar gibi olacak mıydı, ne yapmaları gerekiyordu. Kafalarında ucu birbirine değmeyen bir sürü soru yumağı…

Çocuğunun otistik olduğunu öğrenen aile öncelikle bir şok yaşıyor. Şok durumunda aileler bazen ağlamakta bazen de tepkisiz kalıp kendini çaresiz hissetmektedirler. Bazı anne babalar çocuklarının otistik olduğunu kabul etmeme, reddetme davranışı gösterebilirler.

Bilinmeyen bir duruma karşı duyulan korkudan kaynaklanan reddetme davranışı doğal bir davranıştır. Patolojik olarak düşünülmektedir. Anne babanın çocuğun gelecekte ne yapabileceğine yönelik duyduğu endişeler, kaygılar, güvenilmesi gereken sorumlulukları reddetmesine neden olmaktadır.

Genellikle anne babalar çocuklarının otistik olmasıyla hayallerinde yaşattıkları ideal çocuğun yok olmasına neden olmaktadırlar. Hayal kırıklığına uğradıkları için acı çekerler. Acı çekme diğer duygular gibi doğal ve yaşanılması gereken bir duygudur. Bu duygunun yaşanılması ile anne babanın yok olan hayalleri o andaki gerçeklerin kabul edilmesiyle yeniden düzelebilmesi mümkün olacaktır.

Bazı ailelerde acı çekme ve onunla sonlanan depresyon etkisi çok kısa sürebildiği halde bazı aileleri yaşam boyunca etkileyebilmektedir. Bu duygu aileleri sosyal etkileşimden kaçınmaya itebiliyor. Bazı anne babalar da duruma hemen uyum sağlama gözlenirken, bazılarında bu süreç uzun olmaktadır. Anne baba bütün bu kaygı yağmurunda şemsiyelerini açmaya çalışırken “neden ben, neden benim çocuğum” sorusunu kendilerine soruyorlar. Bazen de doktorlar, eğitimciler ve terapistler de kızgınlık duyulan kişiler olabilmektedirler.

Uyum sağlama süresine doğru gösterilen ilerleme belirli bir zamanın geçmesini, kaygıların ve duygusal tepkilerin azalmış olmasını gerektirmektedir. Burada en önemli adım öncelikle ailelerin bu durumu kabul etmesi olacaktır. Anne ve babaların bu durumdan ötürü bir rahatsızlık hissetmeyecek olması, Kendi kendilerine yetebilecekleri, çocuklarıyla daha olumlu ilişkiler kurabileceklerini fark etmeleri, eşlerin birbirine destek olması, onların bu durumu kabullenmesini uyum sağlandığının ve her şey yardımcı başladıklarının göstergesi olacaktır.

Otistik bir çocuğun anne-babası olmak zor bir görevdir. Ancak bu zor görevi aşmanın birinci adımı olduğu gibi kabullenmektir onu. Bunu kabullenmek anne baba için ne kadar zor olursa olsun ailenin mutluluğu ve çocuğun sağlıklı yaşaması için önemlidir. Bu ne kadar erken kabul edilip erken teşhis edilirse sağlık ve eğitim önlemlerinin alınması da o kadar kolay olacaktır.

Otizm Farkındalığınız Arttıkça, Kaygınız Azalacaktır

Doğuştan gelen ya da yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişim bozukluğudur. Bireyin yapısı ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılıyor. Çocuk zaten yaşamın ilk üç yılında farklı özellikleriyle dikkat çeker.

İsmi söylendiğinde bakmaz, göz kontağı kurmaz, söylenene tepki vermez, oyuncaklarla oynamayı bilmez, akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermez, bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişiksiz ortamlarda söyler, geç konuşur, geç yürür, sallanma, çırpınma gibi hareketler yapar, gözleri bir şeye takılıp kalır, bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapar, günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki verir.

Bu tür durumlar gösteren çocuğun otizm açısından değerlendirilmesi gerekir ve bir psikiyatriye götürülmelidir. Otizm tanısı konduktan sonra ailenin bu durumu kabul etmesi ile süreç başlar. Anne babalar ve eğitimciler otizm için uygun eğitim ve terapi yöntemleri hakkında ne kadar bilgi sahibi olurlarsa çocuğa o oranda uygun ve nitelikli yardım sunulabilir.

Bu çocukların eğitimlerine yönelik farklı uygulamalar söz konusudur. Ancak bir uygulama, tüm çocuklarda aynı etkiyi gösteremeyebilir. Bu yüzden çocuğun gereksinim ve özelliklerine uygun iyi bir eylem planı hazırlanmalıdır. Örneğin; davranış sorunları ön plandaysa buna uygun, iletişim sorunları ön plandaysa iletişim kurma ve sürdürmeye uygun programlara yer verilmelidir.

Bu planı uygulamak bir ekip işidir. Aile-okul-psikiyatri-psikolog-rehber öğretmen-konuşma terapisti-özel eğitimci ve çevre bu eylem planında yer almalıdır.

Peki, bu eylem planının en önemli ayağı olan otistik bir çocuğun ailesi neler yapmalıdır? Öncelikle otistik bir çocuğa sahip olmak bütün aileler için stresli bir durumdur. Ancak çocuk dünyayı öğrenip algılamaya başladıkça, konuştukça, iletişime geçtikçe, ailelerin kaygısı stresi yerini umuda mutluluğa bırakır ve kaygılar azalır.

 

Devamını Oku

Otistik Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

Özel eğitimin en önemli amaçlarından biri çocuğa bir başkasına bağımlı olmadan kendi yaşamını sürdürebilecek becerileri kazandırmaktır. Bu beceriler içerisinde en önemlilerden biride tuvalet eğitimidir.

Tuvalet eğitimi çocuğun sosyal gelişiminde önemli bir basamaktır. Her çocuğun tuvalet eğitiminde hazır olma yaşı farklıdır. Özellikle de otizmli çocuklar çok farklı gelişimsel özellikler taşıyabiliyorlar. Bu çerçeveden bakıldığında her otizmli çocuğun tuvalet eğitiminde aynı yaklaşımı uygulamak doğru olmaz.

Özellikle ailelerin bunun farkında olması lazım. Bazı otistik çocuklar normal yaşıtlarıyla aynı zamanda tuvalet eğitimi kazanırken bazılarının ise uzun süre tuvalet eğitimini tamamlayamadıkları görülür.

Tuvalet eğitiminde iki ana yöntem (yaklaşım) vardır:

  • Geleneksel yöntem
  • Hızlı yöntem

1)Geleneksel Yöntem:

Bu yöntemde çocuğun kuruluk süresinin belirlenmesi amacıyla 10 gün boyunca bir çizelge tutulur. Çocuğun kuruluk süresi 1 saatten azsa tuvalet eğitimine hazır değildir. Birkaç ay sonrası beklenmelidir. En az 1 saat kuru kalabiliyorsa eğitimine başlanır.

Bu yöntemde çocuğun altı gündüz bağlanmaz. Çizelgede saatler belirlenir. Bu belirlenen saatten 10 dakika önce çocuk tuvalete götürülür. 1-2 dakika çocuk bekletilir. Eğer tuvaletini çocuk yaparsa çocuk pekiştireçle ödüllendirilir. Eğer yapmazsa çocuk kaldırılır.

Çocuğun kısa süreliğine de olsa başka bir etkinlikle ilgilenmesi sağlanır. Sonra tekrar tuvalete oturtturulur. Eğer yaparsa çocuk ödüllendirilir, yapmazsa çocuk tuvaletten çıkarılır. Hiçbir şekilde çocuğa ceza verilmez, cezaya kesinlikle başvurulmaz. Çocuğun bütün idrar ve gaita(insan dışkısı) yapışları çizelgeye kaydedilir. Çocuğu tuvalete götürme süresi zamanla arttırılarak çocuğun daha uzun süre kuru kalması sağlanır.

2)Hızlı Yöntem:

Bu yöntemde çocuğun aldığı sıvıların miktarı arttırılır. Çocuğun tuvalete gitme sıklık aralığı değiştirilmeye çalışılır. Çocuk banyoda bir sandalyeye oturtturularak çocuğa su ve sevdiği içecekler verilir.

Çocuğa maksimum miktarda sıvı verildikten sonra tuvalete oturması sağlanır. Eğer tuvaletini yaparsa çocuk pekiştirilir. Sıvılar tüketildikten sonra 20 dakika içinde çocuk tuvaletini yapmazsa, çocuk kaldırılır ve sandalyeye oturtturulur. Bir süre sonra çocuğun külotu kontrol edilir. Kuru ise pekiştirilir, kuru değilse pekiştirilmez. Ve süreç 30 dakika sonra yeniden tekrar edilir.

Bu yöntemler zihinsel engelli çocukların tuvalet eğitiminde oldukça işe yarayan yöntemlerdir. Ancak otistik çocukların tuvalet eğitiminde çeşitli durumlar işin içine girdiği için eğitim biraz uzun sürüp, zaman alabilir.

Otistik çocukların tuvalet eğitimine başlarken merak edilen en önemli soruları şöyle sıralamak mümkündür.

  • Tuvalet eğitimine ne zaman başlanmalı?
  • Çocuğun gelişimsel özelliğine göre hangi yöntem uygulanmalı?
  • Tuvalet eğitimine başlamadan önce ve tuvalet eğitimi verilirken nelere dikkat edilmelidir?

Otizmli çocuklarda tuvalet eğitimine 3 yaş civarında başlamak uygun gibi görünse de, tipik gelişim göstermeyen çocuklar 3 yaşında hazır olmayabilirler. Bu yüzden bireysel farklılıklar, gelişimsel özellikler göz önünde bulundurularak zamanı planlamak yararlı olacaktır. Örneğin; 4 yaşında bir çocuğu ele alalım. Bu yaştaki çocuk için sadece 4 yaşında olmasından dolayı tuvalet eğitimine hazır diyemeyiz.

Gelişim seviyesi 4 yaş değilse, bunu anlayabilecek bir bilişsel seviyede değilse, hazır olmadığı bir şeye zorlamamamız gerekir. Aksi takdirde çocuğa uzun vadeli duygusal sorunlar yaşatabiliriz. Hatta bu durum bize olumsuz davranışsal sorun olarak geri dönebilir.

Çocuğun tuvalette sadece zaman geçirmesine, sonra bununla ilgili bir karakter yaratmak vs gerekir. Bu bile bunun için bir geçiştir, bir ön hazırlıktır. Çocuğu bu ortama hazırlıyoruz, korkulacak bir durum olmadığını gösteriyoruz.

Çocuklar hep kontrolü ellerinde tutmak isterler, bunu kırdığımız zaman büyük problemler ortaya çıkabilir. Kas kontrolü sağlamayan, tuvaletini yapmanın gerekliliğini bilmeyen bir çocuğa böyle bir zorlama yapmamak gerekir. Bir çocukta ısrar etmeyeceğimiz, zorlama yapmayacağımız şeylerden biri de tuvalet eğitimidir.

Tuvalet eğitimine başlanması için çocuğun 1 saat süreyle kuru kalması gerekir. Bunun için tuvalet eğitimine başlamadan önce kayıt tutmak gerekir.

Otistik çocuklara tuvalet eğitimi vermek zor bir aşamadır. Bu nedenle otistik çocukları da içinde bulundukları gelişimsel özelliğe göre iki ayrı durumda ele alabiliriz.

  • Birincisi tuvaleti geldiğini söylemeyip, söylemediği için altına yapanlar. (Bu çocuklar tuvalete götürdüğünüz zaman inat etmeden yaparlar.)
  • İkincisi çişini, kakasını tuvalete inatla yapmak istemeyenler. En zor olanı da bu durumdakiler.

Her iki durumdaki otistik çocuklara tuvalet eğitimi verirken uyarlamalar, düzenlemeler yapmak gerekmektedir.

1.türdeki otistik çocukları konuşan ve konuşmayan olarak ele alabiliriz. Eğer otistik çocuk konuşmuyorsa tuvaleti sembolize eden bir işaret ya da kart kullanabiliriz. Kart kullanacak olursak, evde ve okulda kolay ulaşabileceğimiz göz ününde olan bir yerde (bu bir pano olabilir) olmalıdır.

Tuvalete gitme davranışını belirtmek için bir kart kullanacak olursak kartı bir sesle özdeşleştirmeliyiz. Bu ses bir şarkı olabilir, marakas, çıngırak vs. olabilir veya sizin ses kaydınız olabilir. Kart ve sesleri birlikte kullanarak harekete geçilir ve öylece tuvalete gidilir. Örneğin her tuvalete gidişimizde öz bakım kartı alınır ”çisim var, çisim var”  şarkısı söylenerek ya da “ haydi tuvalete” diyerek çocuğu tuvalete götürmeliyiz. Böylelikle çocuğa zamanla tuvalet ihtiyacını kartı alarak bize bildirmesini söylemiş olacağız.

Eğer konuşabiliyorsa yine öz bakım kartları kullanılabilir, ancak burada şarkıyı çocuğa söyleterek tuvalete götürmeliyiz. Zamanla bu rutine oturacak. Çocuk buna alışacak tuvaleti geldiğinde öğretmenine ya da ebeveynine kartı alarak idrarım geldi var diyecektir. Bu süreçte, geleneksel yöntemi uyarlayarak sıvı alımını arttıracağız ve saat kontrolü yapacağız.

2.türdeki çocuklarımızı (inatla tuvaletini yapmayanlar) ele alırsak, öncelikle çocuğun tuvalete inatla yapmak istememesinin altında yatan nedenleri tespit etmekle işe başlamak gerekir.

  • idrarının, gaitasının(insan dışkısı) klozette kaybolmasını mı istemiyor?
  • Tuvaletin içine düşmekten mi korkuyor?
  • Tuvalet nasıl bir ortam, onun için kaygı-korku verici bir ortam mı?
  • Klozete oturunca ayakları havada kaldığı için güvensiz mi hissediyor?
  • Oturduğu oturak mı soğuk ya da rahatsız edici mi?

Öncelikle anne-babanın çok iyi bir gözlemci olması, çocuğunu çok iyi tanıması, davranışının altında yatan nedenleri tespit etmeye çalışması gerekir. Nedenler belirlendikten sonra nedenleri ortadan kaldıracak çözümleri listelemek lazım. Yapılan düzenlemelerle baş etmek mümkün olacaktır.

Otizmli çocuk, dışkısını tuvalete bırakmak istememektedir. Bu durumda deliği korkutucu bir unsur olmaktan çıkarmak gerekir. Tuvalet kâğıtlarını önceden deliğe atarak, tuvaletini yapınca suya batmadan görülmesini sağlayarak çocuğun kaygısı azaltılabilir. Ayrıca tuvaletin klozete nasıl yapıldığını gösteren bir video kaydı gösterilebilir.

Su sesinden ürktüğü için çocuk sifon sesinden korkuyor olabilir. Bu durumda çocuk tuvaletten çıktıktan sonra sifon çekilebilir.

Tuvalette bulunan bütün fiziksel, görsel ve işitsel uyarılar çocuğun duygusal duyarlılıklarına göre düzenlemelidir. Tuvaleti eğlenceli bir yer haline getirmek gerekir. Tuvaleti daha canlı, sevdiği oyuncaklarla süsleyebilirsiniz.

Oturduğu oturağın soğuk olmasını engellemek için oturağı uygun bir malzemeyle kaplayabilirsiniz. Çocuğa güven vermek için tuvaletin üzerine adaptör yerleştirmek uygun olacaktır. Ayakları havada kalmasın diye ayaklarının altına küçük bir tabure koyulabilir.

 

Devamını Oku

OKUL FOBİSİ ile NASIL BAŞ EDİLİR?

OKUL FOBİSİ ile NASIL BAŞ EDİLİR?

Okula başlama, her çocuk için farklı bir deneyimdir ve çocuğun hayatının dönüm noktalarından biridir. Okul dönemiyle birlikte “okul korkusu” ve “okulu reddetme” gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor. Okul öncesi ve ilkokula yeni başlayan çocuklarda ilk zamanlar okula alışma döneminin zorlu geçebiliyor. Her çocuğun okulun ilk döneminde uyum süreci yaşaması normaldir.

Her çocuğun okula alışma süreci bireysel farklılıklar nedeniyle farklı olur. Bazı çocuklar okula 1 saatte alışırken, bazıları 1 ayda uyum sağlayabilir. Çocuğun evden ve anneden ayrılabilmesi ile okula uyum arasında bir ilişki vardır. Bu yüzden öncelikle anne-babaların okula başlama sürecine duygusal olarak hazır olması önemlidir.

Her Çocuğun Bireysel Özellikleri Farklılık Gösterir

Her çocuğun bireysel olarak farklı olduğunu bilerek hareket edilmelidir. Okula uyum genellikle 3-4 hafta gibi bir sürede tamamlanır. Her çocuğun okula uyum sağlamak için farklı zamana ihtiyacı vardır. Bunu unutmadan hareket etmek gerekir.

Çocuğun evden ve anneden ayrılabilmesi ile okula uyum arasında bir ilişki vardır. Bu yüzden öncelikle anne-babaların okula başlama sürecine duygusal olarak hazır olması önemlidir.

Ebeveynler okula başlama sürecinde kaygı, endişe, korku duyuyorlarsa çocuk da bu yoğun duyguları hissediyor ve bu durum uyum sürecini zorlaştırabilmektedir.

Ebeveynlere Tavsiyeler

Çocuğunuzu okulun ilk günlerinde etrafınızdaki hiçbir çocukla karşılaştırmayın. Çocuğun yaşadığı sıkıntı nedeniyle oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar olarak yanlış yorumlamaktan kaçınılmalıdır.

  • Okula karşı uyum sorunu yaşayan çocukları, cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. ‘Sen artık abla-abi oldun, ablalar ağlamaz, erkekler ağlamaz. Korkacak ne var? Böyle davranırsan öğretmenin, arkadaşların seni sevmez. Herkes gidiyor sen niye korkuyorsun?’ gibi söylemlerden mutlaka uzak durulmalıdır.

 

  • Çocuğun duygularını yaşamasına fırsat verilmelidir. Bu durumun doğal olduğu kabul edilerek çocuğa da bu durumun doğal olduğu hissettirilmelidir. Çocuğa okuldaki günlük işleyiş hakkında bilgi verilmelidir.

 

  • Ebeveynlerin, çocuklarına okulu tanıtmaları gerekmektedir.  Çocuğunuzun anlayabileceği bir dile, hangi zaman diliminde kimin tarafından alınacağı hakkında bilgi verilmelidir.

 

  • Çocukla birlikte okulun iç mekanları gezilmelidir. Bilinmeyen şeyler korku ve kaygı yaratır. Çocuklar yabancı oldukları ortamları tanıdıkça uyum göstermeye başlarlar ve endişeleri azalır.

 

  • Ebeveynler kendi okulları ile ilgili güzel anıları paylaşabilirler ve böylece çocuklar kendilerini yalnız hissetmezler. Okul alışverişleri de çocukla birlikte onun zevkine göre yapılabilir.

 

  • Vedalaşma faslını çabuk ve kısa süreli tutarak ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir. Eğer okula alışma süreci baş edilemeyecek derecede zorlanmalar varsa, çocuk hala okulu reddediyorsa, ağlama krizleri yaşanıyorsa mutlaka bir uzmandan destek almalısınız.

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Disleksi Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Günümüzde farkındalığın en fazla artış gösterdiği alanlardan biri de “Özel Öğrenme Güçlüğü” olan Disleksi’dir. Farkındalığın artmasında gerek ebeveyn tutum ve davranışları gerekse sosyal etkileşimlerin artması önemli bir rol içermektedir. (daha&helliip;)

Devamını Oku